Abdüllatif Erdogan

Eğitim Strateji ve Yönetim Danışmanı
Yazar

1970 yılında Türkiye’nin ve Dünyanın Mevlana Şehri Konya’da hayata geldi. Dünyaya geldiği gününü ‘hamd günü’ saydı.

Öğrenimini Konya’da tamamladı. İşletme, iletişim ve yöneticilik eğitimleriyle donandı.

Türkiye’nin sektöründe isim yapmış başarılı işletmelerinde uzun yıllar eğitim ve satış danışmanlığı yöneticiliğinde bulunarak teorik bilgilerini uygulama sahasına taşıdı.

İletişim, kişisel gelişim, müşteri ilişkileri yönetimi, mağazacılık ve insan kaynakları alanlarında bir çok konferans, seminer ve eğitim çalışmalarına katıldı.

Düşünen adam olmayı sevdi. Yazan adam olmayı da sevdi. Bilgilerinin hayatın içinde değer bulmasını da sevdi. Hiçbir şeyi kendinden bilmedi. Biliyordu ki, tüm kainat hep öğretiyordu. O en çok öğrenmeyi seçti. Konuşsa da, yazsa da en çok insanlar, hayat ve olaylar arasındaki ilişkileri analiz etmeye yöneldiğini fark etti.

Erdoğan’ın basılmış altı kitabı (Mesnevi Bahçesi[Nükte Kitabevi, 2. Baskı, Aralık - 2003], İç’te ve İş’te Başarı ve Mutluluk Yolları [Akis Kitap, 6. Baskı, Ocak - 2012], Mevlana’dan Hikayeler, [Ares Kitap, 1. Baskı, Aralık – 2005, Akis Kitap, 15. Baskı, Ağustos 2011] İçsel Güçlerle Mutluluk ve Başarıyı Yaşamak [Ares Kitap, 1. Baskı, Mayıs – 2006, Akis Kitap, 6. Baskı, Ağustos – 2011], Mevlana Sözlüğü [Lamure, 1. Baskı, Kasım - 2006], İş Hayatında Başarı [Akis Kitap, 1. Baskı, Şubat – 2007] bulunmaktadır. Ayrıca Genç Gelişim, Süper Beyin, Beyin Gücü ve 4 Mevsim Çevre Dergileri’nde editörlük yapmaktadır.

Erdoğan, değişen aralıklarla Türkiye, Azerbaycan ve Sudan’da bulunarak ekibiyle birlikte başta Sağlık Perakendeciliği, Tekstil, AVM’ler olmak üzere Perakende Hizmet Sektörünün kendine has yapısı içerisinde çok çeşitli kollarında eğitim ve yönetim danışmanlık faaliyetlerini yürütüyor.

Halen, farklı Danışmanlık ve Eğitim kuruluşlarında Eğitim ve Yönetim Danışmanı olarak görev yapıyor.

Seminerler

Eğitim Seminerleri
- Davranış Kalitesi ve Başarılı İnsan İlişkileri
- Etkili Müşteri İlişkileri ve Müşteri İletişiminde Başarı
- Etkin Satış Becerileri
- İletişimde Farklı Kişiliklerin Farkında Olmak
- Başarılı Ekip Çalışması
- Görev Bilinci ve Sorumluluk
- Verimlilik ve Etkinlik
- Perakende Mağazacılıkta İş Kalitesini Artırma Yolları
- Yönetim Becerileri Geliştirme

Özlü Sözler

En Mükemmel İnsan, Başkalarına En Çok Yararı Dokunan İnasandır.
Hz.Muhammed
***
Her İnsanda, İnsanlığın Bütün Halleri Vardır.
Montaıgne
***
Büyük Ve Üstün İnsan Kendi Kendini Bulmaya Çalışır.
Küçük İnsan İse Başkalarını Aramaya Çalışır.
Confucıus
***
İnsanları İyi Tanıyın.Her İnsanı Kötü Bilip Kötülemeyin;
Her İnsanı Da İyi Bilip Övmeyin.
Mevlana
***
Yeyüzünde Pek Çok Harikalar Vardır,
Ama Bunların En Büyüğü Yine De İnsandır.
Sophokles
***
Allah,Bütün İnsanları Mutlu Olmaları İçin Yaratmıştır.
Mutsuz Oluyorlarsa Kendi Yanlışları Yüzünden Oluyorlar.
Epıktetos
***
Büyük Ve Üstün İnsan,Daima Memnun Ve Rahattır.
Küçük Bir İnsan İse Daima Üzüntü Ve Telaş İçerisindedir.
Confucıus
***
Ben Derim Ki Erkekler Ve Dişiler Aynı Kalıptan Çıkmadır;
Eğitim Ve Gelenekler Dışında,Büyük Bir Ayrılık Yokyur Aralarında.
Montaıgne
***
İnsan Her Bakımdan Ve Her Yönden Yamalı,
Alaca Bulacalıdır.
Montaıgne
***
Bazı İnsanlar,Ev Köpekleri Gibi,
Yamandıkları Kapıdan Ayrılmazlar.
Dostoyevski
***
Tarçına Benzer İnsan, Dövülüp Ezildikçe Değerlenir.
John Webster
***
Mükemmel İnsanın Aksayan Tarafları Daha Çok Belli Olur.
Goethe
***
En Kötü İnsanlar, Çok Kere,Birine Muhtaç Oldukları Zaman Dünyanın
En İyi İnsanı Olurlar.
Ebner Von Eschenbach
***
Kuvvetli İnsan ,Kendi Kendini Yenen İnsandır.
Hz.Muhammed
***
Aynı Pencereden Dışarı Bakan İki İnsandan
Biri Sokaktaki Çamuru Diğeri İse Gökteki Yıldızları Görür.
Frederick Langbrıdge
***
Ayrıayrı Birer Ahlaksız Yaratık Olaninsanlar,
Toplu Oldukları Zaman Namuslu Kişiler Olurlar.
Montesquıeu
***
Büyük Ve Üstün İnsan Dünyada Bir Şeye Karşın Ne Düşkünlük Gösterir,
Ne De Onu Küçümser.O,Doğru Olan Şeyi Takip Eder.
Confucıus
***
Kendi Düşen Bir Adamı Bırak Düşsün,Şayet Bir Başkası Tarafından
İtilmişse Onu Tut…
Machıavelli
***
İnsan Değişiyor;Gençlikte En Çetin Cevizleri Kıran Dişler Bile,
Yaşlılıkta Ekmek Kabuğu Kemiriyorlar.
E.V.Eschenbach
***
İnsan Bir Harikadır,Fakat Bir Şahaser Değildir.
J.Conrad
***
Allah,İnsanlara Geçmişi Ve Geleceği,Erkeklere İse Yaşadığı Günü
Armağan Etti.Kadınlar Geniş Bir Zamana Yayıldıkları İçin Huzursuz,
Erkekler Daracık Bir Zamana Sıkıştıkları İçin Anlayışsız Olurlar.
Ahmet Altan
***
Üstün Sayılan İnsanlara Yakından Bakınca Anladım Ki,
Çoğu Herkes Gibi İnsan.
Montaigne
***
Kimlere Meydan Okumaz İnsan,Tek Başına Düşündüğü Zaman.
La Fontaıne
***
Kötü İnsanlar,Yeryüzüne Serpilmiş Bir Avuç İyi İnsanı Sınamaya Yararlar.
Voltaıre
***
Her Şeyin En Kutsalı,İyi İnsandır.
En Kirlisi De Kötü İnsandır.
Eflatun
***
İnsan,Tebessümle Gözyaşı Arasında Gidip Gelen Bir Sarkaçtır.
Byron
***
Tüm Dünyada İnsanlar İki Sınıfa Ayrılır.
Doktorlar Ve Hastalar.
Rudyard Kıplıng
***
Varlıkların En Güzeli İnsandır.
Montaıgne
***
İnsanlar Aşağılanamaz.Aşağlanma İçimizdedir.Sahte İlahlar
Karşısında Ancak Biz Kendi Kendimizi Aşağılayabiliriz.
Sımone Weıl
***
Allah Harekete Geçmeyecek İnsana Asla Yardım Etmez.
Sophokles
***
İnsan Uzun Süre Bilinçli Durumda
Ya Da Bilinçte Israr Edemez;
Yine Bilinçsize Kaçmak Zorundadır.
Çünkü Kökleri Orada Yaşar.
Goethe
***
Değerli Bir İnsan Gördüğümüz Zaman Onun Gibi Olmayı Düşünmeliyiz.
Değersiz Bir Kişiye Rastladığımız Zaman Geri Dönmeli Ve Kendimizi
İncelemeliyiz.
Confucıus
***
İnsanlar Açıkça İkiye Ayrılır…Şevkle Kabullenenler Ve Karşı Çıkanlar.
Germaine De Stael
***
İnsan Göründüğünden Daha Değerli Olmalı,
Çok İş Başarmalı,Az Ortaya Çıkarmalıdır.
Moltke
***
İnsan,Ne İse O Olamayı Reddeden Tek Yaratıktır.
Albert Camus
***
İnsan Sivrilmekten Hoşlanırsa Da Kendi Ayarındakiler Arasında
Kaybolmaktan Da Hoşlanır.
Goethe
***
Mutlu Olduğum Zaman İnsanları Anlıyorum Sanmıştım,
Halbu Ki Onları Ancak Felaket İçinde Tanımam Yazgıda Varmış.
Napoleon
***
İnsanları,İnsanlara Rağmen Seveceksin.
Hendrik Van Loon
***
Olgun İnsan;Güzel Söz Söylemesini Bilen İnsan Değil,
Söylediğini Yapan Ve Yapabildiğini Söyleyebilen İnsandır.
Confucıus
***
İnsan Hür Olarak Doğmuştur,Fakat Her Yerde Zincirlenmiştir.
J.J.Rousseau
***
Bir İnsan Hakkında Fıkralar Yapılmaya Başlandı Mı,
Artık Onun İstifası Gelmiştir
Bejamin Dısraeli
***
Meleklerde Şehvetsiz Akıl Vardır.
Hayvanlarda Akılsız Şehvet Vardır.
İnsanlarda İse Hem Akıl Hem Şehvet Vardır.
İnsan Aklını Kullanırsa Meleklerden Üstündür.
İnsan Aklının Değil,Nefsinin Esiri Olursa,
Değil Melekten Hayvandan Da Aşağıdır.
Keşşaf
***
Akıllı Bir İnsan Kendisi İçin Çok Şeydir ,Ama Bütün İçin Azdır.
Goethe
***
İnsan, Şişirilmiş Balon Gibidir,
Ağzı Açılınca Söner.
Kaşgarlı Mahmut
Bir Kimse İle Miras Bölüşmeden
O Kimseyi Tanıdığını Söyleme.
Lavater
***
İnsanlar Arasındaki Çelişki Ve Anlaşmazlıkların Çoğu,
Yanlış Anlamadan Kaynaklanır.
Ralph C.Sımedly
***
Hiçbir İnsana Rastlamadım Ki,
Ondan Öğrenilecek Bir Şey Olmasın.
Alfred De Vıgny
***
Rastladığım Her İnsan Benden Bazı Yönlerde Üstün Olabilir
Ve Ben Ondan Bir Şeyler Öğrenebilirim.
Emerson
***
İnsanlar Rakamlara Benzer,
Durumlara Göre Değer Kazanırlar.
Napoleon
***
İnsan Nereye Gittiğini Bilmediği Anlarda
En Fazla Yükselir.
Napoleon
***
Genellikle İnsan Hakkında Bir Fikir Sahibi Olmak,
Tek Başına Bir Adamı Tanımaktan Daha Kolaydır.
La Rochefoucauld
***
İnsan İnsanın Efendisi Olamaz.
Epıktetos
***
Kaybedecek Bir Şeyi Olmayan İnsandan Korkulur.
Goethe
***
Üstün İnsan Konuşmadan Önce Harekete Geçer
Ve Sonra Hareketlerine Göre Konuşur.
Confucıus
***
Akıllı İnsanlar Kendilerini Heyacana Kaptırmazlar,
Erdemli Olanlar Kuşku İçinde Olmazlar,
Cesur Olanlar Hiçbir Şeyden Korkmazlar.
Confucıus
***
Daima Aklı Başında,Bilgili Kimselerle Görüşmek,
Herkese İyi Muamele Etmek Ve Misafirlikten Sakınmak
İnsanın Mükemmelliğini Gösterir.
Abdullah İbni Cafer
***
İnsanoğlu Dünyaya Yemek İçin Gelmişse İnsan Değildir,
Çünkü Dünyada Yemek İçin Yaşayan Hayvandır.
Gazali
***
İnsanlardan Çoğunun,Bitkiler Gibi Tesadüfen Keşfettirdiği
Gizli Yönleri Vardır.
La Rochefoucauld
***
İnsan Hiçbir Şeyin Gerçeğini İdrak Edemez.
Çünkü Onun Bilgisinin Başlangıcı Duygulardır,
Akıl Aracılığıyla Ancak Benzeyenleri
Ve Ayrılanları Seçebilir.
Farabi
***
Eğer Bütün Eğlencesi,Bütün İşi Gücü Yiyip,İçip,
Uyumaksa İnsan Nedir Ki?
Hayvandır,Fazla Bir Şey Değil!
Shakespeare
***
İnsan Evrenin Kötü Çocuğudur.
J.Oppenheımer
***
İnsan Bir Amaçtır.Araç Değil.
Immanuel Kant
***
Hiçbir Şey İnsan Kadar Yükselemez
Ve Onun Kadar Da Alçalamaz
Hölderlin
***
Hikmetli Ve Kültürlü İnsan Hayatını Feda Ederek Kazanır.
Epıktetos
***
İnsanları Olgun Ve Ahlaklı Bir Hale Getirmeden
Daha İyi Bir Dünya Beklemeyiniz.Bunun İçin De Her Birimiz
Önce Kendimizden Başlayarak Sorumluluğumuzda Onların Eğitimi
İçin Çalışmalıyız.Ancak Bunun Da Yöntemlerini Öğrenmek
Yapılacak İlk İştir.
Marıe Curıe
***
Biz İnsanlar,Acı Gerçekler Karşı Gözlerimizi Kapamak
Ve Birtakım Aldatıcı Ezgilere Kulaklarımızı Açma
Yeteneğindeyizdir.
Patrıck Henry
***
Bir İnsanda Gördüğünüz En Küçük Düzelmeye Bile
Değer Verin.
Dale Carnegıe
***
Yeryüzünde Gün Işığına Layık Olmayan Nice İnsan Vardır,
Ama Güneş Hergün Yeniden Doğar.
Seneca
***
İnsanlar Her Zaman Kahraman Olamaz Ama,
Her Zaman İnsan Olabilir.
Benjamın Franklın
***
Basit İnsanlar Genellikle,Kendilerinin Anlama Yetenekleri
Üstüne Çıkan Herşeyi Kınarlar.
La Rochefoucauld
***
İnsanlara Neyi Nasıl Yapacaklarını Değil,Ne Yapacaklarını
Söyleyin Ki,İnanılmaza Ulaşsınlar.
George S.Patton
***
Bir Mezar Taşıdır İnsandan Yarına Kalan;
Onu Da Başkası Yaptırır Gerisi Yalan…
Yaşar Çalışkan
***
Kimi İnsanlar Aç Gözlü Olsalar Da İnsanoğlu Tok Gözlüdür,
İnsanlar Ölümlü;Ama İnsanlık Ölümsüzdür.
Adlaı Stevenson
***
İnsan Yaratıkların En Zavallısı,En Cılızıdır.
Öyleyken En Mağruru Da Odur.
La Rochefoucauld
***
Toprağında Zengin Bir Altın Damarının Olduğundan Habersiz
Toprak Sahibi Gibi,İnsanlar Da Kendi Zayıf Ve Kuvvetli
Taraflarını Çok Zaman Bilemezler.
J.Bernard
***
İnsan Herşeyden Vazgeçebilir,
Ama İnsanlardan Asla Vazgeçemez.
L.Borne
***
İnsan,Öd Ağacına Benzer,
Yakılmadıkça Anlaşılmaz.
Sadi
***
İnsanın,İnsan Olmaktan Başka Amacı Yoktur.
L.Scheper

İyi İnsan Olmak İstersek,
İlk Defa Önce Fena İnsan Olduğumuza İnanmalıyız.
R.Halid Karay
***
Her Şeyi Beğenen,Herşeyi Kötü Bulan Ya Da
Herşeye Karşı Kayıtsız Kalan İnsanlardan
Çekininiz
Lavater
***
Bir İnsan Diğerini Bazen Sıkar,Bunun Önemi Yoktur.
Önemli Olan İnsanın Kendi Kendini Sıkmamasıdır
G.Brennan
***
Yöneticinin işe adam bulması gerekir. Eğer adama iş bulmaya kalkarsa kısa zamanda başarısızlığa uğrar.
***
Kişisel olarak fark edilme arzusu taşımalı ve bunu kazanmak için çalışmalısınız.
Talihsizlikleri, cesaretsizliği, reddedilmeyi ve hayal kırıklıklarını yenme isteğine sahip olmalısınız
***
Sabırsız zorlamalarla lider bir yönetici olamazsınız.
Hazırlık ve tecrübe çok önemlidir.
Görev başarınızın çok çalışma hevesinize bağlı olduğunu unutmamalısınız.
Alın teri, ilhamdan önce gelir.
***
Yetenekli astlarınızın ya da rakiplerinizin varlığını tehlike gibi düşünmemelisiniz. Tam tersine, lider bir yönetici ancak güçlü astlar, yetenekli yardımcılar vasıtasıyla başarıya ulaşabilir.
***
Liderlik ettiğiniz kişilere, karşılık beklemeden fedakarlıkta bulunabilmelisiniz.
Tabii davranmalı ve mevkiinizin sahte gururuna kapılmamalısınız.
***
Hatalarınız olabileceği gerçeğini kabul etmeli ve başarılı olabilmek için her gün bir önceki günden daha fazla çalışmanız gerektiğini bilmelisiniz.
***
Astlarınız arasında morali, dürüstlüğü, adaleti sözlerinizle değil, davranışlarınızla yerleştirmelisiniz.
***
Astlarınızın amaçsız kalmasına izin vermemelisiniz.
Astlarınıza, kendilerinden neler beklediğinizi öğretmelisiniz.
***
Gücünüzü asla kötüye kullanmamalısınız. Sıkıntılı anlarda önce astlarınızı düşünmelisiniz.
Astlarınız arasında sağlıklı bir rekabet ortamı oluşturmalı, ama bunun yıkıcı bir hal almasına izin vermemelisiniz.
***
Bir nesneyi değil bir fikri satarsınız.
Satış ahlakının bir numaralı ilkesi şudur: Alıcıya yarar sağlamayan bir satış, satıcıya zarar getirir.
***
Dış görünüş karşınızdakini ilk anda etkileyen bir unsurdur.
***

Satış danışmanları ben merkezci konuşma biçiminden sakınmalıdır. Ne denli alçakgönüllü konuşursanız konuşun, bu tür konuşma itici gelir.
Konuşmayı öyle yönlendirin ki, müşteri sizin fikirlerinizde kendi görüşlerinin yansımasını bulsun.
***
Nedenleri gerektiği gibi davranıldığı takdirde, şikayetler satışların artmasına yol açabilir.
***
Müşteri her zaman haklı değildir, ama ona hak vermek sizi kazançlı çıkarabilir.
Satış danışmanı olarak, müşterinizi inandırmak zorundasınız. Bunu başarabilmek için teklif ettiğiniz ürünün değerine, temsil ettiğiniz firmanın üstünlüğüne ve kendi yeteneğinize, öncelikle sizin inanmanız gerekir.
***
Firmaya inanmamak tehlikeli, ürüne inanmamak vahim, kendinize inanmamak ise ölümcüldür.
***
Niyetimiz hataları bulmak değil, kalite getirmektir.
***
Üstün bir şey üretmek için irade olması gerekir.
***
En düzgün işleyen saat midedir. Fransız sözü
***
Türk milletinin bilgisi yoktur, fikri çoktur. Ümit Aktan
***
Güneşle ölüme dik dik bakılmaz. La Rochefoucauld
***
Zenginlik gübredir. Yalnızca saçıldığında yararlı olur. Çin sözü
***
Acele hareket yalnızca sinek yakalamaya yarar. Rus sözü
***
Yarım hakim maldan, yarım hekim candan, yarım hoca da imandaneder. Türk atasözü
***
Bekarken iki gözünü aç, evlendikten sonra birini kapat. Jamaika sözü
***
Entellektüel, başkalarından daha çok şey bilmediğini daha çok sözcükle anlatan kişidir. General Eisenhower
***
Sevilen bir yaşlı, çiçek açmış kır gibidir.
Ayrıntılara önem verin, farklılığınızı o sağlar.
Bencil kişilerin tek iyi tarafı, başkaları hakkında konuşmamalarıdır.
Bıçak kendi sapını kesmez. Kore sözü
***
Sen değiştiğinde, talihin de değişir. Portekiz sözü
***
Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma. Öfkeli anında kimseye cevap verme. Çin atasözü
***
Kafasını kuma gömüp saklayan devekuşu, aynı zamanda kimliğinin en değerli parçasının kafası olduğunu anlatır. C. Mansfield
***
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler. I.Bergman
***
İyi bir köpek hiçbir zaman iyi bir kemik kapamaz. Martinik
***
Eğer elinizde bir çekiç varsa herşey gözünüze bir çivi gibi görünmeye başlar. Abraham Muslow
***
Yeni bir evren için bütün gereken yeni bir akıldır. William C. Williams
***
Sürekli yaptığımız şey neyse, biz o’yuz. O halde, mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır. Aristo
***
Bazen küçük şeylerden ne müthiş sonuçlar alındığını gördükçe, içimden küçük şey diye bir kavram olmadığını düşünüyorum. Bruce Barton
***
Küçük kusurlarımızı itiraf edişimiz, büyük kusurlarımız olmadığına herkesi inandırmak içindir. La Rochefoucauld
***
Kıskançlığımız, kıskandığımız kişilerin mutluluğundan daha uzun ömürlüdür. La Rochefoucauld
***
Aldatılmanın en iyi yolu, kendini herkesten kurnaz sanmaktır. La Rochefoucauld
***
Övgü yağdıranlar, övülmeyi bekleyenlerdir. La Rochefoucauld
***
Haksız eleştiri çoğunlukla biçim değiştirmiş övgüdür. Dale Carnegie
***
Yaşam, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir. La Bruyere
***
Hayal kurabilirsiniz, onu gerçekleştirebilirsiniz. Herşeyin bir fareyle başladığını asla unutmayın. Walt Disney
***
Daima doğru söyleyin ki, söylediklerinizi hatırlamak zorunda kalmayın. T.L.Osborn
***
Başarısızlık, daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir. Henry Ford
***
Ya bir yol açın, ya bir yol bulun, ya da yoldan çekilin. Ted Turner
***
Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsanız, yelkenlerinizi değiştirin. Max Depree
***
Bir dostun üzüntüsüne herkes katılır, başarılarına ise ancak yüksek ruhlular sevinir. Oscar Wilde
***
İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak. Sadi
***
En önemli şeyler, asla en önemsizlerin insafına bırakılmamalı. Goethe
***
Bir ülkede dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün sağladığı çıkardan daha verimli olursa o ülke batar. Montesquieu
***
Hüzün ve kederlerin yanında daima kin vardır. Descartes
***
Tecrübe, insanın başına gelen şey değildir; o insanın o başona gelenle ne yaptığıdır. Aldous Huxley
***
Kaderiniz karar anlarınızda biçimlenir. Anthony Robbins
***
Yıllar bütün omuzlara aynı ağırlıkta çökmez. Simon de Beauvoir
***
Değişiklikten başka hiçbir şey devamlı değildir. Herakleitos
***
Sadece kar için yönetmek, skor tablosuna bakarak tenis oynamaya benzer. Ichak Adizes
***
Ancak aptallar ve ölüler düşüncelerini hiç değiştirmezler. J.R.Cowell
***
Denizin kenarında durarak ve suya bakarak denizi aşamazsınız. Rabindranath Tagore
***
Öfke saklamaya gelmez, büsbütün içimize işler. Montaigne
***
Karıncalar o kadar çalışkan işçilerse, devamlı pikniğe katılacak zamanı nereden buluyorlar? Marie Dressler
***
İngiliz toplumunun hiçbir zaman affetmediği şeyler; gençlik, güç ve istektir. Oscar Wilde
***
Sağır bir koca ile kör bir karı her zaman mutlu bir çifttir. İngiliz atasözü
***
Doğru insanın üzerinde uygulanırsa bilgi bir güçtür. Ethel Mumford
***
İnsanların çok iyi olmasını istemiyorum, çünkü bu, beni onları sevme sıkıntısından koruyor. Jane Austen
***
İyi bir hiciv keskin bir jilet gibi olmalı, bir dokunuşla, neredeyse görünmeyecek ve hissedilmeyecek şekilde yaralamalıdır. Lady Mary Wortley Montagu
***
İngiltere’de adalet herkese açıktır, Ritz Oteli’ndeki gibi. Anonim
***
Cahiller, okumuşların cevaplayamayacağı soruları sorarlar. İngiliz atasözü
***
Çabuk sonuç bulanlar, sonuçları nadiren bulurlar. Philip Guedalla
***
İnsan rüyasında hiçbir zaman 80 yaşında olmuyor. Anne Sexton
***
İnsanlığın beşte biri her zaman her şeye karşıdır. Robert Kennedy
***
Geçmiş yabancı bir ülkedir. Her şey orada farklı yapılır. L.P.Hartley
***
Mutlu doğmak, zengin doğmaktan iyidir. İngiliz atasözü
***
BERNARD SHAW’DAN…
Tarihten hiçbir şey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.
Hukukumuzu yargıçlara, dinimizi rahiplere bırakırsanız, kısa sürede hem hukuksuz, hem de dinsiz kalırsınız.
Hatalarla dolu bir hayat, bomboş geçirilmiş bir hayattan çok daha faydalı ve onurludur.
Bernard Shaw, İngiltere’nin ünlü devlet adamı Churchill’i kendi yazdığı Pgymalion oyununun ilk gecesine davet eder ve davetiyeye şu notu yazar: “İlişikte iki kişilik bilet bulacaksınız, bir dostunuzu da getirebilirsiniz; eğer bir dostunuz varsa!” Churchill, daha önce başka bir yere söz verdiği için oyuna gelemeyeceğini belirterek özür dileyen bir mektup yazar, biletleri iade eder ve bir not ekler: “Piyesinizin ikinci gecesine gelebilirim, eğer ikinci gece oynarsa…”
Daily Mail, Observer, The Times ve daha birçok gazetenin, derginin yayımcısı Lord Northclitte, bir gün Shaw’a “Siz ülkenin başına gelmiş bir felakete benziyorsunuz!” demiş ve Shaw’dan cevabını almış: “Siz de, o felaketin nedenine benziyorsunuz.”
***
AŞK ÜZERİNE…
İnsanın kendinden kaçma duygusudur. Baudelaire
Boş adamın işi, meşgul adamın işsizliğidir. Lytton
Kıyaslamanın son bulduğu an… Grasset
Kalpte bir delik… Ben Hecht
Herkesin konuştuğu ama pek az insanın görebildiği bir hayalet. Shaw
Savaş gibi… Başlaması kolay, bitirmesi çok zor bir şey… Louis Mencken
Dünyadan kaçıp sığınacak bir küçük cennet… B.Russel
Duygu ve seksin karışımı… Herzog
Mucizeye inanma hali… John Powys
Uzay ve zamanı kalbin saptadığı ruh hali… M.Proust
Aynı yöne birlikte bakabilmek… Saint Exupery
İki kişilik bencillik… Antoine de Salle
Bir kişinin diğerleriyle arasındaki farkı abartmak… Bernard Shaw
Bir kadının tüm hayat öyküsü, bir erkek için oyunun tek perdesi… Madame de Stael
Karşılıklı bir yanlış anlama… Oscar Wilde
***
KADINLARLA İLGİLİ SÖZLER
Kadınlar vasat erkek ister. Erkekler de vasat olmak için ellerinden geleni yapar. Margaret Meed
Kadınların erkekler kadar başarılı olmamalarının en temel nedeni kadınların karılarının olmamasıdır. Marjorie Nichalson
Bir erkekle her konuda konuşabilirsiniz. O anlamayacaktır, ama yine de konuşabilirsiniz.
Bir kadın fırsattan yararlanan erkeği affeder, ancak fırsatı kaçıran bir erkeği asla…
Bir kadının negatif yanlarını mı öğrenmek istiyorsun? Hemen onu bir başka kadına öv.
***
EĞİTİM
Hayatta en gerçek yol gösterici, bilimdir. Atatürk
İnsan eğitilmesi zorunlu olan tek yaratıktır. Kant
Eğitimin amacı, doğuştan insanda varolan cevheri işlemek, özü geliştirmektir. Galiani
Bir ulusu yönetmek, dört çocuğu eğitmekten daha kolaydır. Churchill
Çocuklar, susmayı öğrenmek için okullara, yüksek sesle konuşmayı öğrenmek için de üniversitelere gidiyorlar. Jean Paul
Çocuklar eleştirilmekten, azarlanmaktan değil, kendilerine güzel örnek olunmasından etkilenirler. Thiersch
Çocuğa söz verilen şey mutlaka yerine getirilmelidir. Yoksa yalan söylemeyi öğrenir. Talmud
***
HOLLYWOOD
Film yapmak en az beyin gerektiren iştir. Lewis J.Selznick
Hiçbir yerde bu kadar çok budala yoktur. Stephen Vincent Benet
Hollywood, öpücüğünüze on bin dolar, ruhunuza beş sent verdikleri yerdir. Marilyn Monroe
1940′da Hitler ile Hollywood arasında bir tercih yapmam gerekiyordu. Hollywood azıcık daha ağır bastı. Rene Clair
Hollywood herkesin dahi olduğu yerdir. İşinden kovuluncaya kadar tabii. Erskine Johnson
Burası dünyanın en güzel esir pazarı. Moss Hart
Hollywood fena değil. Kötü olan filmler. Orson Welles
Hollywood’da yazma yeteneğim olmadığını anlamam onbeş yıl sürdü. Artık yazmayı bırakamam, çünkü çok ünlüyüm. Robert Benchley
Bir tek yazardan çalarsan düpedüz hırsızlıktır. Ama birçok yazardan çalarsan bunun adı araştırmadır. Wilson Minzer
Bir oyuncu için başarı gecikmiş başarısızlık demektir. Graham Greene
***
ÖLÜM
Tanrı ölümü nerede duracağımızı bilmemiz için icat etti. Steven Stiles
Eğer karım bir gün dul kalacaksa, bunun ben hayattayken olmasını tercih ederim. Georges Courteline
Ölüm iyidir, bizi ölüm düşüncesinden kurtarır. Jules Renard
Adamın cenaze törenine niye gideyim ki? Onun benimkine gelmeyeceğine eminim. Jacques Prevert
Bir mezartaşı yazısı: Ey yoldan geçenler… Yakında görüşürüz!
***
MURPHY YASALARI
Bir numaralı Murphy Yasası: Bir şeyin ters gideceği varsa, ters gider.
Yapabilenler, yapın… Yapamayanlar, öğretin… Öğretemeyenler, yönetin…
Bir mesele birçok toplantıya neden oluyorsa, toplantılar gittikçe meseleden daha önemli olmaya başlar.
En çok bağıran en alttakidir.
Masraflar gelire uygun olarak artar.
İşin ilk yüzde 90′ı verilen sürenin yüzde 10′unda bitirilir, kalan yüzde 10 da diğer yüzde 90′ında.
Dünkü deney için gerekli olan malzemeler, yarın öğleden daha geç bir saatte verilemez.
Borç almak için borca gereksinmeniz olmadığını kanıtlamak zorundasınız.
Bir şeyin kaça mal olduğu değil, ne kadar indirim yaptırdığınız önemlidir.
İki tür insan vardır: İnsanları iki türe ayıranlar ve ayırmayanlar.
Asla sizden daha çılgın biriyle uyumayın.
Dünyadaki nüfus sürekli artar ama toplam zeka sabit kalır.
Enayilerin paralarını ellerinde tutmalarına izin vermek ahlaksal olarak yanlıştır.
Bir tabanca dört as’tan değerlidir.
Eğer sıkışmışsa zorlayın. Kırılırsa, değiştirilmesi gerekiyormuş demektir.
Zorlamayın, daha büyük bir çekiç alın.
Her devrimci fikir üç tür tepki uyandırır: Olanaksız, zamanımı boşa harcamayın. Olabilir ama yapmaya değmez. Her zaman iyi bir fikir olduğunu söylemişimdir.
MURPHY FELSEFESİ
Gülümse… Yarın daha kötü olacak
Eğer bir deney başarılı olmuşsa, birşeyler ters gitmiş demektir.
Herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.
Herhangi birşeyin olma olasılığı, arzu edilirliğiyle ters orantılıdır.
Mümkün olan en kötü koşullar, er yada geç, mutlaka ortaya çıkar.
Kazanamazsın, kurallara uymamazlık edemezsin, oyunu terk bile edemezsin.
İyi başlayan herşey kötü biter. Kötü başlayan herşey daha kötü biter.
Herkesin işlemeyen bir planı vardır.
Diş ağrıları Cumartesi başlama eğilimindedir.
Aradığınız şeyi baktığınız son yerde bulursunuz.
Yolun diğer şeridinde trafik daha hızlı akar.
***
BILL COSBY “Zaman Uçup Gidiyor” kitabından
Bu hüneri nasıl ortaya koyduğuma akıl erdirebilmiş değilim ama yıllardan beri tanıdığım bir insanın adını unutmayı becerebiliyorum; örneğin karımın.
Dedem “bunamaktan korkma” derdi, “bunadığın zaman bunun farkında bile olmayacaksın.”
Doktorun tavsiyeleri: “Bilhassa tadı olan yiyecekleri keseceksin. Örneğin tuzu, şekeri, yumurta sarısını, kuzu ve dana etini ve hemen hemen geriye kalan herşeyi. Öğünlerde maydanozla idare etmeye bak tabii üstüne sos dökmemek şartıyla.”
Doktorum bir gün bana “kızarmış yumurta ve sandviç mi yiyorum dedin?” diye sordu. “Siyanür yesen daha iyi. Onda daha az kolesterol vardır.”
***
MUSTAFA GÜNGÖR “Hayat Üzerine Çok Hoş Bir Kitap Yada Bana Öyle Geliyor” kitabından
Para kazanmak inançları pekiştirir.
Dalkavuğun dürüstlüğü kendisine ihanettir.
Para bütün sorunları çözer, zenginlerinki hariç…
Aç ülkenin insanı doymak bilmez.
Otorite daima azınlıktır.
En hızlı yargıç çıkarlarımızdır.
Yerçekimine meydan okuyan yegane güç, hayalgücüdür.
İtiraf geciktikçe zorlaşır.
Bazı çevrelerden çıkar ilişkilerinizi çıkardığınızda geriye hiçbir şey kalmaz.
Sen daima mutluluğu yakalamaya çalış, hüzün nasıl olsa gelip seni bulur.
Bazen bir tarafsız, iki tarafı da mahfeder.
Geleceğin egemen sınıfı bugünden bellidir: Gençlik.
Çok bilenler uygulama özürlüdür.

Alışveriş Dünyası

Alışveriş geçmişten günümüze çok farklı bir seyirde olmuş.
Alışveriş teriminin ilk olarak kullanımı mübadele olarak adlandırılmış, sonraları paraya dönüştürülmüş. Daha önce pazarlarla başlayan alışveriş ortamı, küçük dükkanlara ve çok sonraları bir çok mağazanın bir araya getirilerek oluşturulduğu mekanlar haline dönüştürülmüş.
Alışveriş merkezlerinin tarihi seyrine bakıldığında ise karşımıza trajan pazarları ve agoralar çıkıyor. Kendi kültürümüze yansıyan da arastalar, hanlar, kervansaraylar ve ipek yolları oluyor. Ve günümüzdeki en güzel haliyle de ‘alışveriş merkezleri’ bugünün en ferah alışveriş ortamlarını oluşturuyor.
Alışveriş merkezlerinin genel anlamda, ‘ihtiyaçların, beklentilerin, zevk ve beğenilerin karşılandığı mekanlar’ olarak tanımlandığını yaşayarak görebiliyoruz.

Alışveriş dünyasında dün;
Sınırlı sayıda ürün ve hizmet imkanı vardı.
Fazla beklentiye yer yoktu.
Memnun olmak zorunda kalınıyordu.
Fazla eleştirilemeyen bir yapı vardı.

Alışveriş dünyasında bugün;
Daha fazla bilgi,
Daha fazla istek,
Değişen düşünce ve davranışlar,
Yüksek hizmet beklentisi,
Mutlak müşteri memnuniyeti merkezli bir yapı oluştu.

Alışveriş dünyasında yarın ise muhtemelen;
Artan ihtiyaç ve beklentiler
Hizmette sınırsızlık
Satışta ‘heyecan’, alışta ‘beğeni, zevk, kullanım değeri’
Müşteri hafiyeliği
Teknolojik gelişmeler
Müşterinin hayallerinin gerçekleşmesi,

Şeklinde anlamını bulacak gibi görünüyor.
1980’li yıllarda ‘Ne verirlerse onu alırsın!’ işlenirdi.
1990’lı yıllarda ‘Ne alabilirsen onu alırsın!’ anlayışı hakim olmuştu.
2000’li yıllarda ise ‘Ne istersen onu alırsın!’ anlayışı yaşanmaya başladı.
Gelecekte ise ‘Ne düşünürsen onu alırsın!’ anlayışının yerleşmesi ‘alışveriş dünyasının guruları’ tarafından dillendirilmeye başlandı.
***
Alışveriş dünyası, insanın ruhen ve bedenen tatmin olabileceği bir dünya olarak tasarlanmalı. İnsanın duygusal ve mantıksal yönden ihtiyaçlarının ortaya çıkarılarak giderilebildiği mekanlar haline getirilmiş alışveriş mekanlarının ‘iç dünya’ ve ‘dış dünya’ya hitap edebilmesi lazım ki, ‘memnuniyet için alt zemin oluşmuş olsun!’
***
Mağazanın donanımı çok özenli ve insan merkezli düşünülerek tasarlanmış olmalı. Mağazanın havalandırması, rafların ve kasaların konumlandırılması, raf aralarının alışveriş ortamına uygun genişlikte düzenlenmesi gibi konular ‘insanların ferah ortamlarda alışveriş yapabilmelerine uygun bir şekilde dizayn edilmiş’ olmalı.
***
Alışveriş dünyasında ‘mutlak müşteri memnuniyeti’nin tesisi sağlanır, insan merkezli anlayışla hizmet yapılır, sürekli ‘insan faydası’na özen gösterilir ise ‘alışveriş dünyası’ bütün insanların vazgeçilmezleri arasında yerini bulmuş olacaktır.
***
“Taş devri, taşlar tükendiği için değil,
Kafalar değiştiği için sona ermiştir…”
‘Keyifli alışveriş ortamlarının mimarları’ndan olma dileklerimizle…

Hikâye olmak ya da olmamak

Ardından iyi söz ettirmek için yaşanmamalıdır, ama iyi söz edilenlerden olabilmek, çok ‘değer’li bir durum kabul edilmelidir.
İnsan evladı içinde bulunduğu zaman diliminden geriye dönüp baktığında hep bir yerlerde, bir şekilde anılmak üzere ‘fotoğraf’lar, ‘geçmişe ait izler’ bırakmıştır. İyi ya da kötü, eğrisi veya doğrusuyla; nitelikli yahut niteliksiz bir yaşama ait bıraktığı izler, hatırlanıldığında fotoğraf karesine sahip olanlar için ‘değerli’ veya ‘değersiz’ olarak etiketlendirilmiştir.
‘Halk için amel etmek riya,
Halk için ameli terk etmek şirk!’ diyen bir anlayışa sahip olanlardan bahsetmek çok elzemdir, kanaatindeyim. Yapılan davranışların birileri için yapılması ya da yapılmaması işin ne kadar ‘kof’ ve ‘yamuk’laştırıldığının göstergesi gibi görünüyor.
‘Kalbi niyet’in davranışların özünü oluşturduğu muhakkak!
Neyi, ne amaçla ve nasıl yaptığınız yapılan işin ‘keyfiyet’ini sorgulayacaktır.
Bir işletme içerisinde geçmişte yöneticilik yapmış kişilerin şuan ‘geçmişteki davranışlarının değerlendirilmesi’ne tanık olmuştum. Geçmişteki önem verdikleri kişilerin şuan o zamanki davranışları dolayısıyla kınıyorlardı. İlgimi çeken husus, kınamaları değildi. O zaman alkışladıkları ve destek verdikleri o kişileri ve kararları bugün yermeleriydi. Anlaşılan o kişiler bugünün ‘hikâyesi’ olmuşlardı. Hoşumuza gidersi ya da gitmezdi, birçok yerde, ortamda kişiler arasında durumumuz aynen böyle değerlendirilecek ve ‘hikâye olarak’, ‘konu mankenliği’ yapma durumumuz ortaya çıkacaktı.
Dert değildi, ‘hikâye edilmek!’ Biz ne yaptığımızdan eminsek böyle bir sorunumuz olmazdı. Ancak gönül isterdi ki, her halükarda ‘iyi anılmak!’ Hikâyemizin de iyi olmasını sağlamak için ‘güzel eserler verebilmek!’ kaygısına sahip olmalı; doğru yerde, doğru zamanda, doğru davranışlar sergileyebilmektir.
‘Gökten bir yıldız kaydı!’
‘İyi biriydi, kalıcı eserler bıraktı!’
‘Ha varlığı, ha yokluğu..!’
‘Ne yanlış ve çirkin tabiatlı biriydi, iyi ki gitti’
nevinden ‘hikâye edilmek’ten ‘kaçış’ı olmayan bir yaşam dünyasındayız.
Seçim bizim elimizde.
Buyurun, ‘hikâye olmayı mı istersiniz?’ yoksa ‘hikâye edilmeden (eserleriniz, kişiliğiniz, projeleriniz vs.) ile anılmayı mı istersiniz?’
Dilediğinizi seçebilirsiniz. Elinizdekileri kaybetmeden mi değerlendirmeyi, kaybederek mi fark etmeyi tercih etmek, sizin tercihiniz!
‘Yaşam hikayenizi değerli kılmanız dileği ile..’

Dinlemesini biliyor muyuz?

Bakmak’la ‘görmek’ arasında çok açık bir fark olduğunu izah etmenin alemi yok!
Çoğu zaman baktığımız halde görmediğimiz veya bizim için bir anlam ifade etmediğini düşünerek algılamadığımız o kadar ‘görüntü’ var ki..
Çoğunlukla ‘hedefe kilitlenmek’ten bazı ilginç görüntüleri göremeyişimiz, haliyle mümkün olmaktadır.
‘Süzülmüş dinlemek’ten tutun da ‘amaçlı dinleme’ye kadar dinleme çeşitleri, içinde bulunduğumuz toplumda uygulanıyor. ‘Dinler gibi görünüp dinlememe’ en yaygın olanı. ‘Tam dinleme/anlamaya çalışma’ ise en az yapılanı.
‘Duymak’la ‘anlamak’ta da ‘bakmak’la ‘görmek’ arasında olduğu gibi benzeri nükteler var, kanaatindeyiz.
O kadar çok ses duyuluyor ki..
Her gün içinde bulunduğumuz kişilerin adedince duyulan seslerinin yanında araçların, ürettiklerimizin, tükettiklerimizin, hayvanlar aleminin ve daha bilemediğimiz nice gizli seslerle muhatap oluyoruz. Bütün seslerden bizimle ilgili olanları var, bizi ilgilendirmeyenleri var. İlgilendirmeyenleri ile ilgilenmememiz normal, ama bizi ilgilendirenleri ile ilgili olmamamız üzerinde durmamız gerekli!
En yakınımızdakilerden başlayalım. Karşımızdakilerin bize konuştuklarından. Onların konuştuklarını kendi anlamak istediğimiz gibi mi, onların anlatmaya çalıştığı şekliyle mi anlamaya çalışıyoruz. Eğer kendi anlamak istediğimiz şekliyle algılamaya çalışıyor isek, ‘dinleme önüne anlama engeli’ oluşturuyoruz, demektir ki, bu hâlâ bizi dinlemesini bilmediğimiz bir tanımlamaya sevk edecektir.
Bir araç yürüyen aksamından anlayan ustayı düşünün. Usta, aracın yürüyüşünden bir sorun olduğunu tespit etmesi için araca ‘empati’ kurmaz, iyi bir dinleyici ve analiz edici olmaz ise arızayı tespit etmesi mümkün müdür? Eğer usta olamamış ise tespit edemeyecektir. Çünkü dinlemesini bilmemektedir.
Yeşilliklere, dağlara, taşlara, ovalara, ağaçlara, tabiatın içindeki güzelliklere bir bakın. Aslında anlayan için çok ilginç güzelliklerden bahsetmektedir. Ama duyamayanlara anlatacakları ne olabilir ki? Tabiatın kendisine has yapısında insanın ruhuna ve özüne yönelişteki ‘sükûnet’i nasıl duyurabilirler ki? Kendilerindeki iç dünya zenginliğini duyan ama anlamayan insana nasıl anlatabilirler ki? Önce ‘duymak’, ardından ‘anlamak’ gerek!
Bir de insanın ruhu var ki.. Muamma! İnsanın tanımaktan aciz düştüğü varlık. O’nu duyabilse, O’nun istediklerini anlayabilse hayatı düzene girecek. İnsanın ruhunu duyması ve anlaması gerek!
En son ve en önemlisi de herhalde insanın ruhu olmadığında bir anlam ifade edemeyecek olan ‘bedeni’! İnsan, bedeninin feryatlarını hiç duymaz. Duysa anlamaz. Anlasa umursamaz. Kendine karşı çok acımasızdır, insan evladı. Bedeni ‘vakit ayır’ der, ayırmaz. ‘Hastayım, ilgilen’ der, ‘çökmeden ilgilenmez.’ ‘Kaybetmeden kıymetini bil’, der o da ‘kaybedinceye kadar önemsemez’. Bir vakit artık beden hiçbirşey konuşamaz, hissedemez, duyamaz olur. O vakit ölmüştür. Ruh çaresizdir. Artık iş işten geçmiştir. Ve ok yaydan çıkmıştır. Ruhun feryadını da bedeni duyamaz olmuştur.
Şu an can bedende iken çok önemli bir fırsatımız var, demektir. Etrafımızdaki bizimle ilgili bütün sesleri duyabiliriz. Duyduğumuzun farkına vardıktan sonra anlamak için ve de doğru yorumlamak için imkanımızın olduğunu bilmeliyiz.
Birbirimizle konuşurken ve birbirimizi dinlerken ‘dinler’ gibi yapmaktan vazgeçme seçeneğini kullanmaya çalışmalıyız. ‘Dinler’ gibi yaparak karşımızdakini ‘idare etmek’ten vazgeçmeliyiz. Karşımızdakileri özveriyle, samimiyetle ve dikkatle dinlemeliyiz. Ve anlamaya çalışmalıyız.
İletişimlerin selametine, dinlemenin saadetine ermek dileği ile…

Anlaşılmak gibi bir derdiniz var mı?

Sadece ‘ne söylemeyi düşündüğümüzü’ bilmek, ‘neyi söylediğimiz’de acaba ‘nasıl anlaşıldığı’ hususunda ne kadar yardımcı bir unsur olacaktır?
İçinde bulunduğunuz toplumu hiç bu açıdan incelemeyi denediniz mi?
Her tarafta ‘uçuşan ses tınıları’mı dolanıyor, yerini bulan ifadelerle ‘konuşulan ses tınıları’mı?
Geçenlerde ibretle izlediğim farklı gelir gruplarına sahip kendi alanlarında da farklı başarı seviyeleri içinde olan iki ayrı gruptaki ‘iletişim travma’sı çok ilgimi çekti. Bütün taraflar her iki olayda da sadece ortada konuşulan konuyla ilgili kendi yaşadıklarını ya da tecrübe ettiklerini ifade ediyor; birbirlerinin peşi sıra ya da konuyu diğer arkadaşı anlatırken araya girerek ilgili konularını anlatıyorlardı. Sadece ‘konuşma ihtiyacı’nın giderildiği ilginç bir diyalog yaşanmaktaydı. Dinleme yoktu. Sadece duyma vardı. Ve işin daha ilginç yanı bu taraflar birbirlerinin ne anlattığından çok kendi anlattıkları konuları paylaşmaktan mutlu oluyor ve bu iletişimden rahatsızlık duymuyorlardı.
Yine ‘beden dili’ ile iletişim kuranlar da pek az değildi. ‘Aile içi iletişim’e kadar yayılmış ‘sessiz konuşma sanatı’ adı verilen ‘pandomim’ bireyler arasında rahatsızlık oluşturmuyordu. Bütün sözler yerini birtakım anlamlı/anlamsız hareketlere bırakmıştı.
Konuşma kelimelerinde de ‘ibretlik’ izlenilen ‘sığınma sözcükleri’ vardı ki, bu da kullandığımız dile ne kadar hakim olduğumuzun bir çeşit tezahürü ve ifadesiydi. ‘Eee, iii, ııı ..’ gibi sözcük başlarında ve sonlarında kullanılan ‘tını’lar vardı ki, hatıra gelmeyen kelimenin geliş hızına göre kesilmesi amaçlanarak kullanılıyordu. ‘Şey’ sözcüğünün Türkiye Türkçesi’ndeki anlamı ise pek çeşitli, derin ve zengindi. O bir türlü akla gelmeyen sözcüğün yerine sığınak olarak ‘şey’ kelimesini kullanmakta çoğumuz hiç mahzur görmüyor hale geldik.
Eğer kullanılan konuşma dili ve sözsüz beden dili amaca doğru bir şekilde hizmet etmez ise ‘anlaşılma’ sorununun yaşanılması kaçınılmaz olacaktır.
Yabancı dilden ‘empati’ olarak dilimize gelen ‘kendisini karşıdakinin yerine koyma’ gibi bir endişesi oluşmayan insanın ‘anlaşılmak’ gibi bir derdinin bulunduğundan söz edilemez.
Sarfedilen sözlerin, yapılan hareketlerin karşı tarafça doğru algılanmasını sağlayıp ‘anlaşılma’ diye bir derde sahip olanların ‘dikkat ettikleri nüanslar var’ına ulaşmak gerek!
Konuşma dilinde kelimenin hakkını veriyorlar: ‘Hala’ ile ‘hâlâ’nın belki burada yazılışları ayrı ama okurken, ya da konuşurken çoğunlukla aynı okunulması tehlikesinden uzaklar.
‘Şey, yani’ gibi sığınmaya dönüşmüş kelimelerden ve yan etkilerinden uzak durmaktalar!
‘Eee, iii, ııı’ gibi hatıra gelmeyen kelimelerin yerine kullandıkları konuşma bozukluklarından kaçmaktalar.
‘Konuşma dili’ ile ‘sözsüz beden dili’ arasında sağlıklı bağlantılar kuruyorlar. Birbirlerine çelişmesine izin vermiyorlar.
Kendilerini ifade ederlerken ‘özgün, kendilerine özel yorumlar’ ile seçtikleri bir tarzları var ki, bu da o kişiler için bir ‘farklılık’ oluşturuyor.
Medyamızdaki insanlardan başlayın da en yakınımızdaki insanlara kadar bir inceleme, gözlem yapın ve en son da ‘kendinize bakın!’
‘İnsanlar, anlaşılmayı dert ediyorlar mı?’
Kendimize böyle bir dert ediniyor muyuz?
Karşımıza çok farklı kültürlerden gelmiş onlarca, yüzlerce ya da çok sayıda (siyaset işini uğraş edinmiş iseniz milyonlarca) insana konuştuklarınız, sizin içinizdeki duygu düşünce ve amaca uygun olarak anlatılıp anlaşıldı mı?
Kendi iç dünyanızı dışa yansıyan yönünüzle karşılaştırıp ‘Sahi ben nasıl anlaşılıyorum?’un cevabını arayabiliyor ve o ‘endişe’yi içinizde taşıyıp ‘gelişim’e, ‘değişim’e ve ‘yeniliğe’ açık olabiliyor iseniz ‘iyi yoldasınız!’ demektir.
Yok eğer, ‘kimin beni nasıl, ne şekilde algıladığı ve anladığı önemli değil, önemli olan benim neyi anlatmak istediğim!’ diyor ve etrafınızdakiler de ‘size çok önemli biri’ olduğunuzu söylüyor ise ‘güzehgar sapma’sı yaşıyor olduğunuzu göremiyorsunuz demektir.
Sıkıştırılmış ve sığlaştırılmış anlayışlardan genişleştirilmiş ve ferah kılınmış anlayışlara yelken açıp ‘anlaşılma’yı dert edinmiş insanlardan olmak dileği ile…

Farklılık oluşturabiliyor muyuz?

Yaşadığınız, içinde bulunduğunuz ortama, etkileşimde olduğunuz insanlara ‘farklılık’ oluşturup ‘zenginlik’ katıyor musunuz?
Sıradan olan her şey zaman içerisinde yok olmaya mahkum olacaktır.
Alışılagelmişlikten uzak, bulunulan ortama, olaylara veya insanlara değer katan ve düşünce üretiminde yoğunlaştırılıp fikri temellere bina edilen harç malzemeleri bireyin içine, hayatına ve etrafındakilere de ‘farklılık’ oluşturacak ve ‘değer’ ifade edecektir.
Hep varolan hazır malzemelerle avunup duran bir doku ‘özellik’ ve ‘farklılık’ taşımayacağı gibi kişiye has bir anlam ve etrafındakilere ‘farklı bir değer’ katmayacak ve de herhangi bir ‘derinlik’ ifade etmeyecektir.
Kişinin/kişilerin kendilerine ya da böylelikle etrafındakilere yenilik sunamayışları ve bu çabayı kendilerine ‘dert’ edinmeyişleri bulunulan zamana ‘müessif unsur’ olarak kayıt düşülmesine neden olacaktır.
Neden insanlar ‘üretmek’, ‘geliştirmek’, ‘yenilemek’ konusunda çağımızda yaşandığı haliyle bu denli ‘tembel’, ‘isteksiz’ ve ‘gayretsiz’ olmaktan kederlenip ‘silkinmezler!’ diye sormadan edemiyorum.
‘Arayış’ı olmayan insan acaba ‘yaşayan insan’ sayılmalı mıdır?
‘Farklılık’ oluşturmadan ‘sığ bir hayat olgusuna sığınan insan’ acaba ‘bitkisel hayat’ içerisinde bulunduğunun farkında mıdır?
İnsana aynaya bakıp kendisini görmesini, kendisini anlayıp silkinmesini, ‘ben kendime ve bu hayata/insanlara ne değer katıp farklılıklar oluşturabildim?’ sorusunu hatırlatmayı hiç denediniz mi?
Bir deneyin.
İnsana kendi gerçeğini göstermeyi bir deneyin.
İnsana ‘kendi’ olabilmeyi bir hatırlatın!
Farkındalık oluşturduğunda kendini gerçekleştirebildiğini bir hatırlatın!
Hayata ve haliyle kendine değer oluşturabildiğinde özüne kavuşabileceğini bir gösterin.
Farkınızı fark ettirin de içinde bulunduğunuz ‘sıradan’lıktan kurtulup ‘hayatınız ve etrafınızdaki insanlar değer kazansın!’
‘Değer sapması’ yaşayan insanımıza önemle arzedilir, tüm bu endişeler!
Kendinizin ‘fark’ına varın.
Kendinize ‘değer’ katın.
Hayatınızı ‘farklılaştırın!’
Hayatınız anlam kazansın.
Farklılıklarınızın ‘değer’li olması dileğiyle…

Sesiniz Anlaşıldığınız Kadar Güçlü!

Neyi nasıl sunduğunuz çok önemlidir, efendim!
Yorumunuz ve o yoruma kattığınız anlam sesinizle karşı tarafların dimağında şekillenecek ve “değer” bulacaktır.
Anlaşıldığınız kadar başarılı bir sunuş yapmış olacaksınız.
Her yerde sese ihtiyacımız var.
Bazen duymaya, bazen konuşmaya..
Güzel sesleri algılamaya ve keyfini çıkarmaya, anlaşılır konuşup güzel ifade edebilmenin güzelliğini yaşamaya ihtiyaç duyarız.
Ses tınısı işitme duyusu olan ve anlayışlar ölçüsünde şeklini bulan bir varlığa dönüşen araç.
Sessiz ve sözsüz iletişim belki bir yere kadar, sessiz ve sözsüz akan ırmak gibi; sesli ve sözlü iletişim ise büyük bir şelale ve çağlayan gibidir, belki..
Her iki halde de anlatılan çok şey vardır.
Her ikisinde de ifade edilen ile ifade edilmek istenen arasındaki güçlü bağa dikkat etmek gerektir.
Tonlama, vurgulama anlatılmak istenene şekil verecek bir unsurdur.
Anlaşılma kaygısını taşıyan bir konuşmanın ses kullanımına, vurgulamasına, tınısına, akışına çok özenli olması gerekliliğini taşır.
Nerede, ne şekilde ve neyi, nasıl söyleyeceğiniz çok önemlidir!
Doğru zamanda, doğru kelimeyi, doğru bir tonlamayla vurgulamadığınızda kesin hakikatlerin çok garip bir şekilde duyurulamadığını ibretle izlersiniz.
Doğru bir etkiye ulaşmak için buna ihtiyacınız var.
Duygu yüklü konuşmalarda yumuşak bir ses tonuna,
Coşkuların ifadesinde heyecanlı bir ses tınısına ihtiyacımız olacak.
Her çeşit ses tonunu bilmek ve bu farklı ses tonlarından sadece bir kısmını gerektiğinde kullanmak ihtiyacının farkında olmak gerekecek.
Ses kullanımı eğitimi mutlaka her insanın ihtiyacı!
Gerektiği kadar yapılan bir vurguyla anlatılan meram sahibi olmak, önemli olan!
Ne çok fazla, ne de çok az!
Sesin arkasındaki duyguları duyurmanın hazzının yaşandığı nice anlar dileği ile…

Keşkelerden ari kıldığımız bir dünya

Hep içinde bulunduğumuz zaman diliminin durumundan ve bu zaman dilimindeki duruşumuzdan değil de geçmişten dem vurarak keşkelerle ördüğümüz bir yaşam içerisinde olmanın gamını taşıyoruz.
“Keşke” içinde hep öyle olmaması ve daha güzel olmasını ifade eden bir anlatım.
Yaşadığımız bütün zaman dilimlerinde “keşke” sözcüğünü kullananımız o kadar çok oldu ki.. Çoğunlukla pişmanlık duygularının yaşandığı anlarda “keşke” sözcüğünü kullandık. Zaman zaman ‘kararlılık’ gösterir, yaptıklarımızdan pişman olmamak gerekliliğine inanır ve fakat yine de “keşkeee” diyerek söze başlar ve daha farklı olması gerektiğini ifade eden sözcüklere yelken açmaktan da geri durmadığımız görülür.
Aslında keşkeler hep bir arayışların da ifadesidir.
Elde etmek, sahip olmak ve fakat elde edememek ve sahip olamamakla ilgili bir haldir belki..
Yaşanılan “o an”lara kıymet yükleyemeyenlerin katığı olsa gerek “keşke!”
Eğer;
İçinde bulunduğumuz “O an” yeterince anlamını bulmaz ise,
İçinde bulunduğumuz hale “değer” katamıyor isek,
Elimizde olanların kıymetinin farkına varamıyor isek,
Karşı karşıya kaldığımız ve çoğunlukla “kıymet” ölçüsünü belirleyememiş isek,
Sağlığımızın kıymetini iyilik halinde bilememiş isek,
Zamanımızın kıymetini “o an” içerisinde değerlendirememiş isek,
Hayatımızın hakkını genel zaman dilimi içerisinde verememiş isek,
Sevdiklerimizin bize olan samimi duygularını takdir edememiş isek,
Kalb kırmadan günümüzü tamamlayamamış isek,
İçimizdeki çirkinliklerimizden arınıp ruhumuzdaki güzellikleri donanamamış isek,
O bizler için çok değerli olan güzel insan/lar/ımıza “o an”da gerekli sevgi ve saygıyı gösterememiş isek,
Yanlış ve yalanlarla dolu bir dünya oluşturmuş isek,
Doğrular ülkesini oluşturamamış isek,
Samimiyet ispatında sınıfta kalmış isek,
Etki alanımızdaki bütün insanlarla seviyeli ve ilkeli ilişkiler kuramamış isek,
“keşkesiz bir dünya”dan bahsetmek sadece bir hayal olarak kalacaktır.
“Keşkelerden arınmış, hep “o an”ın hakkını takdir edip sonradan pişman olmayacağımız davranışlar ve güzellikler içerisinde “değer”lenmek ve “anlam kazanmak”la “harikalar diyarı”na yolculuk yapma şansını yakalamış olacağız.
İçinde bulunduğumuz dünyayı her türlü zahmet ve sıkıntıdan arındırmanın yolu “o an”a hakkını vermek ve “anlayış ve hoşgörü” ile donatılmış; ama asla pişman olunmamış ve “o an”ı doyasıya yaşamış olmanın verdiği mutlulukla “keşkelerden ari kılınmış bir dünya arayışındayız.”
Bütün insanlığa hoşgörü, anlayış ve keşke denmeden yaşanan bir dünya dileklerimizle…

Ufuk çizgisi

Hayata anlam katabildiğiniz kadar değerlisiniz.
Değer katabildiğiniz kadar hayattasınız.
Kendinizi anlayabildiğiniz kadar anlamlısınız.
Anlamınızı yitirdiğiniz ölçüde varlık alametinizi kaybetmiş bulunmaktasınız.
Dününüzde ve bugününüzde anlamınızı yakalayabilmek için ne kadar uğraş verdiğinizi görmek için çabaladınız mı, hiç!
***
Hiç yaşadığınızı düşündüğünüz bir günün değerlendirmesi için başınızı iki elinizin arasına alıp kendinizi dinlendirmeyi denediniz mi?
Araç sürmekte olduğunuzu düşünelim..
Hareket halindesiniz. Aracınız arızalı değil. Önünüzdeki, ardınızdaki, yanlarınızdaki trafik akışına dikkat etmek durumundasınız. Hem araçlar, hem de yayalara ve özellikle de kendinize zarar vermemek durumundasınız. İşiniz bu kadarla sona ermiyor. Bunları yapabilmek için camlardan ve aynalardan yararlanmanız gerekiyor. Araç hareket halinde olduğuna göre de gaz pedali hızınıza, debriyaj ayarınıza ve olası durumlara karşın fren tertibatınıza dikkat etmek durumundasınız. Bu seyahatinizde gözleriniz, ayaklarınız, kollarınız ve en önemlisi duygusal zekanız hep hareket halinde. Sorumluluklarınız genel olarak, hem aracınızdaki insanlara, hem de dışardaki varlıklara.. Ufak bir yanlışınızda ya da dışarılardan gelen olası sorunlara yetişilmediği halde herşey değişebilir. Eğer araç sürerken uyku haline geçerseniz, ya uzun süreli uykuya ya da uzun süreli tedaviye yolculuk yapmış olacaksınız. Eğer araç hareket halinde iken sorumluluklarınıza değer verdiğinizi düşündüğünüz halde aracınızın bazı önemli bakımlarını yaptırmamışsanız sorunlar içerisine dalış yaptığınızı ibretle izlemek zorunda kalırsınız. Eğer her türlü tedbiri almış olduğunuz halde hesapta olmaya bir aksilik olur ise (seyir halinde bulunduğunuz köprü çökebilir) o zaman da olmuş olan aksiliğin neden olduğu konudan ziyade acilen eğer hayattaysanız kendiniz ve yakınınızdakiler için yapabileceklerinizin düşünme zamanıdır. Durumu ne kadar kısa ve doğru bir zamanda, doğru bir şekilde değerlendirip çözümüne gidebilirseniz o oranda başarılı sayılırsınız. Yolculuğunuz bittiğinde bütün bunlar için büyük çaba sarfetmiş olduğunuz halde bütün bunları ancak o seferi yapan ve yaşayan kişi kadar kimsenin bilmesini ve anlamasını beklemek doğru olmayacaktır. Önemi farkına varılsa da varılmasa da sadece o kişinin değer ölçüsü kadar yorumlanabilecek bir durumla karşı karşıya kalınacaktır.
***
Yaşadığınız zaman dilimini yorumlayamadığınız vakit kıymetin farkına varmak, niteliğin ne olduğunu anlayabilmek ve içinde bulunulan değerlere hakkını verememek ne kadar anlamlı değerlendirilebilecektir ki!
Değerlerimizin farkına varabilmek için kendimizin “duruş çizgisi”ni yorumlamak yükümlülüğümüz vardır.
Hayatta olduğumuzun farkına varabilmek için değer sahibi olmak, bunun için hayata anlam katabilmek gereklidir.
Değerlilerin önemlilerin önüne geçemediği, önemlilerin önemsendiği yaşanılan hayat diliminizde acaba kendinizin “değer ölçüsü”ne ne denli katkı yaptığınızın ‘ufuk çizgisi’ni hiç inceleyebildiniz mi?